“Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde dam olan yer değildir.
Okul her yerdir.
Sırasında bir orman, sırasında dağ başı…
Öğrenmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur.”
Hatırladınız mı bu repliği? Hababam Sınıfı Tatilde filminde namıdiğer “Kel Mahmut”, yani rahmetli Münir Özkul ne güzel söylemiş…
Dünya var oldukça, bir cümleyle hem eğitimi anlatmış hem de hayatın özetini çıkarmış.
Çünkü okul dediğimiz şey; sadece siyah önlük, beyaz yaka, zil sesi, kalem, silgi ve yoklama defteri değildir. İnsanın ana rahmine düşmesiyle, daha konuşmayı öğrenmeden başlar eğitime… Ve son nefesine kadar da bitmez.
İlkokul ailedir.
İnsan yürümeyi annesinden, konuşmayı babasından, paylaşmayı kardeşinden öğrenir. Bir çocuk “Günaydın”, “Teşekkür ederim” demeyi evde öğrenmiyorsa, okulun en çalışkan öğrencisi olsa bile hayat sınavında zorlanır.
Mesela düşünün…
Daha küçücük bir çocuk, annesi odasını toplarken oyuncağını kaldırıyorsa, işte o anda ilk dersini alıyordur: sorumluluk.
Babası trafikte birine bağırıp çağırmak yerine sabırlı davranıyorsa, çocuk orada kitaplarda yazmayan bir konuyu öğreniyordur: saygı.
Kardeşi kendisine alınan bir oyuncağı kardeşiyle paylaşıyorsa: paylaşma.
Evde büyüklerin sözü kesilmiyorsa, çocuk sessizce dinlemenin değerini öğreniyordur…
Sonra okul başlar.
Defterler alınır, kalemler kalemliğe dizilir, sınıfında belirlenen yerine oturur.
İlk gün herkes sınıfın en uslu ve çalışkan öğrencisi gibi oturur. Ama birkaç hafta sonra gerçek eğitim ortaya çıkar. İnsanlarla yaşamayı öğretir. Çünkü okul sadece matematik öğretmez.
Bir arkadaşının düşen kalemini yerden kaldırmak da eğitimdir.
Sıranı paylaşmak eğitimdir.
Kopya çekme fırsatı varken dürüst davranmak eğitimdir.
Kendisinde olanı arkadaşıyla paylaşmak da eğitimdir…
Bazı öğrenciler matematik, fizik, kimya formüllerini ezberler; en yüksek dağın adını, hangi yörede ne yetiştiğini, bitki örtüsünü, havanın durumunu öğrenir ama arkadaşının kalbini kırmamayı, yardımlaşmayı, paylaşmayı öğrenemez.
İşte o zaman insan anlıyor ki eğitim sadece bilgi değildir; karakter meselesidir.
Hayat ilerledikçe, sınıflar büyüdükçe okulun duvarları da yükselir ve genişler.
İş hayatı mı? O başka bir sınıftır.
Evlilik? Kaç üniversite bitirsen bitir, o ayrı bir üniversite…
Çocuk sahibi olmak ise doktora programı gibidir; uykusuz geceler final sınavı sayılır.
Bir insan bazen pazarda alışveriş yaparken öğrenir hayatı.
Bazen eş ararken seçmeyi…
Bazen arkadaşlık sohbetinde gerçekliği…
Bazen bir yolculukta dostluğu…
Bazen hastane koridorunda sabretmeyi…
Bazen bir cenazede dünyanın geçiciliğini…
Bazen de bir çocuğun gülüşünde umut etmeyi öğrenir.
Çünkü eğitim dediğimiz şey, diploma almak ve çerçeveletilip duvara asılan pahalı bir hatıra değildir. Asıl mesele insan kalabilmektir.
Bugün teknoloji çağındayız. Telefonlar akıllı, saatler akıllı, evler akıllı… Ama hâlâ birbirine selam vermeyen, günaydın demeyen, derde derman olmayan insanlar var. Demek ki bazı dersler internetten öğrenilmiyor; geçmişten gelmiyorsa…
Kel Mahmut’un dediği gibi, okul bazen ormandır…
İnsan doğayı dinler, hayvanı öğrenir, sesi ayırt eder.
Bazen dağ başıdır; çağlayan suyun yolunu, keçinin patikasını, karıncanın yuvasını…
İnsan yalnız kalınca kendini tanır; arkadaşın önemini, vaktin değerini öğrenir.
Bazen de küçücük bir mutfaktır; tabağıyla, kaşığıyla, tavasıyla, bardağıyla…
Anne çorba karıştırırken kaşığın çevriliş şeklini, ne kadar tuz atılacağını, yağın hangi malzemeden önce konulacağını öğreterek hayat dersi verir.
Ve galiba eğitimin kötü yanı şudur:
İnsan “Ben oldum.” dediği gün, aslında öğrenmeyi bırakır.
Oysa hayat, son nefese kadar öğretmendir.
Vücutta kalan yara izi, yanlışı öğrenmektir.
Saçlara düşen aklar birer dipnot gibidir.
Kırışıklıklar, yaşanmış derslerin satır aralarıdır.
Yaşanmışlık bir ansiklopedidir.
Bu yüzden eğitim ne diploma töreninde biter ne de okul kapısında.
Eğitim, insanın her adım attığında aldığı nefesle birlikte yürür.
Ve belki de gerçekten yalnızca öldüğümüzde sona erer.
Gerçek şu ki:
Bu dünyadan giderken kaç matematik sorusu çözdüğümüz mü hatırlanacak…
Yoksa kaç insanın hayatına güzel bir şey öğrettiğimiz mi?
OKUL NERESİDİR?
Nihat Haluk Uğraş
Yorumlar