İnsan bazen gözlerini kapatıyor, hayal kuruyor…
“Bir gün çok zengin olacağım.” diye başlıyor hikâye. Parayı bulunca sonra klasik planlar geliyor. Parayı harcamaya başlanıyor: villa, yat, özel şoför, haftada üç ülke değiştirme, kahveyi bile başka kıtadan içme falan…
Ama asıl mesele zengin olmak değilmiş meğer.
Asıl mesele, zengin görünürken vicdanla göz göze gelmemekmiş.
Bazı insanların hayali şöyle:
“Etrafımda hiç fakir kalmasın.”
İlk duyunca ne güzel cümle değil mi?
İnsanın içi ısınıyor.
Sanıyorsun ki mahalleye yardım edecek, burs verecek, insanlara iş kuracak…
Yok arkadaş.
Adam direkt fakir olmayan semte taşınıyor.
Çünkü bazıları için sosyal adalet, sitenin güvenlik kulübesinden başlıyor.
Öyle bir hayat düşünün ki apartmanın aidatı küçük bir ülkenin bütçesi kadar…
Komşular birbirine “Günaydın.” demiyor, “Borsa bugün nasıl açtı?” diye soruyor.
Marketten ekmek alan adama şüpheyle bakılıyor:
— “Bu kadar servetin içinde karbonhidrat mı tüketiyor?”
Zenginlik artık ihtiyaç değil, dekor olmuş durumda.
Kahve içmiyorlar mesela…
“Kosta Rika’nın kuzey yamacında sabah sisiyle olgunlaşmış çekirdeklerin aromatik yolculuğunu deneyimliyorlar.”
Biz hâlâ “Çay var mı?” seviyesindeyiz.
Bir de zengin mahallelerinin sessizliği vardır.
Bizim mahallede çocuk sesi, düdüklü tencere sesi, “Maaahmut, topu aşağı at!” sesi olur.
Oralarda maksimum ses şudur:
— “Tesla’yı kim benim şarj yerime park etmiş?”
Fakirlikten uzaklaşınca yoksulluk bitiyor sanıyor bazıları.
Hâlbuki sadece görünmüyor.
Tozu halının altına süpürmek gibi…
Çünkü insan bazen parayı büyüttükçe kalbini küçültüyor.
Eskiden “Komşuda pişer, bize de düşer.” vardı.
Şimdi “Komşuda ne piştiyse bizim uygulamadan sipariş edelim.” dönemi başladı.
Ama işin en komik tarafı şu:
Bazı insanlar fakirlerden uzaklaşınca hayatın gerçeklerinden de uzaklaşıyor.
Markette fiyat görünce şaşırıyorlar:
— “Domates neden bu kadar pahalı?”
Çünkü sen en son domatesi çocukken kahvaltıda görmüştün patron.
Oysa gerçek zenginlik; etrafında fakir olmaması değil, etrafındaki insanların ezilmemesi için uğraşabilmek.
Yoksa herkesin lüks arabaya bindiği yerde bile insan rezil olabilir.
Hem düşünsenize…
Bir gün gerçekten herkes zengin olsa, o kibirli insanların havası da sönerdi.
Çünkü bazıları için zenginlik, para sahibi olmak değil; başkasından daha pahalı yaşamak.
Sonuçta insanın karakteri banka hesabıyla değişmiyor.
Sadece cüzdan şişiyor, ego tavan oluyor.
Ama yine de olur ya, bir gün çok zengin olursam…
Ben galiba mahalleyi değiştirmem.
Çünkü insanı insan yapan şey, oturduğu sitenin havuzu değil; kapısını çalabileceği komşusunun olmasıdır.
“Olur ya bir gün çok zengin olursam, etrafımda hiç fakir kalmayacak. Çünkü fakirlerin olmadığı bir yere taşınacağım.”