İnsan, ister tek olsun ister birden fazla, mutlaka sohbete ihtiyacı vardır. Tek olsa da birileri varmış gibi mırıldanır kendi kendine. Uyumadığı sürece sohbetler hep vardır. Hatta uykumuzda gördüğümüz rüya bile insanın kendi kendine bir sohbetidir. Dolayısıyla bizler var oldukça, sohbet var olacaktır.
İnsanın sohbetinde hep geçmiş vardır. Çünkü gelecekte ne yaşayacağını bilemediğinden, yaşadıklarını, yani geçmişi anlatır.
Hatırladıkça anlatır, anlattıkça hatırlar. Erkeklerin askerlik anısı, bayanların düğün anısı... Evir çevir anlat. Öyle olur ki bitmez; her seferinde de farklı. Bitmek bilmeyen sohbetler... Karşı, yani dinleyen: “Öyle mi, bir bitse de kalksak,” diye iç geçirmeler... Ya da bir bahane ve kaçış.
Yeni bir sohbet, yeni bir dinleyici bulana kadar şişen dil... Birini ağına düşürmesiyle başlasın hikâyeler. Sonu gelmeyen eklemeler; bazen gerçek, bazen tatlı yalanlar...
Gelecek, insan için bilinmeyen ve dolayısıyla karanlık. Neyi anlatabilir ki? Tabii ki geçmişi, yani bildiklerini anlatacak ve tekrar edecek. Bazıları gelecekteki hayallerini anlatır ama bunlar çok fazla uçuk olacağından, çok da tutmaz; dinleyicisini uzun süre kendine bağlaması çok zordur. Onun için geçmiş, daha iyi bir malzeme verir sohbetlere.
Hem geçmişi hem de geleceği anlatmak isteyenler, geçmişle gelecek arasında sıkışıp kalmışlardır. Onun içindir ki bazı insanlar vardır: Ne tam geçmişte yaşarlar, ne de geleceğe cesaretle yürürler. Sıkışıp kalanlardan...
Yaşadığı gün önemli değil, o da bir gün geçmiş olacak. O zaman hatırlayacak.
İşte onlar, zamanın kıyısında beklerler.
Beklerler ki gelecekte bir gün geçmiş olsun, kendine hikâye çıksın.
Hayatı hikâye üretmek için yaşayanlardır.
Gireyim mi, girmeyeyim mi?
Çıkayım mı, çıkmayayım mı?
İşte onlar için gözleri ufka dalar, tereddütle adımları yerinde sayar. Bir ileri, bir geri...
Ne bir karar verirler, ne de tamamen "evet", ne de tamamen "hayır" derler ve vazgeçerler.
Umutla tereddüt arasında gelip giderken, bir salıncakta sallanırlar sanki.
Kimi, eski bir sevgilinin dönmesini bekler;
Kimi, hayalini kurduğu işi...
Kimi, barışmak için bir özür;
Kimi, başlamamak için bir sebep arar.
Kimisi “bugün”, kimisi “yarın” der.
Kimisi de “belki “ye tutunur.
O “belki”, en çok da hiçbir şeyin değişmeyeceği anlamına gelir.
Oysa hayat; bekleyenleri, tereddüt edenleri, çok soru soranları… pek sevmez.
Çünkü zaman akıp giderken, kıyıda kalanlar hep aynı suya bakar.
Değişen, sadece yansımaları olur.
Kendileri durdukları yerde dururlar.
Gün gelir, bir cesaret kırıntısı ya da bir mecburiyet dalgası onları suya iter.
Ve o zaman fark ederler:
En zor olan, beklemekmiş aslında; başlamaktan bile zor.
Peki ya sen?
Hangi kıyıda bekliyorsun?
Niye bekliyorsun?
Kimi bekliyorsun?
Ne bekliyorsun?