Nasihati, yaşanmışlıklar sonucunda edinilen tecrübelerin başkalarına aktarılması olarak tanımlayabiliriz. Hangi yaşta olursanız olun, nasihat dinlemek çoğu insan için zordur. Ama her ne hikmetse insanoğlu, yaşına ve yaşanmışlıklarına bakmadan, kendisiyle yaşıt ya da daha genç insanlara nasihat etmeyi görev bilir. Bu, bizim toplumumuzda bir alışkanlık; dinleyen için ise çoğu zaman bir çiledir.
Yeter ki karşınızdaki bir yanlış yapsın ya da derdini anlatmaya kalksın… Hemen nasihat faslı başlar. Başımızdan geçenleri ya da başkalarından duyduklarımızı sanki birebir yaşamışız gibi anlatır, dururuz. Vay o dinleyenin hâline!
Tabii ki nasihat, dinleyen ve uygulayan için önemli bir bilgi ve tecrübe birikimidir. Dinlemeyene ise "Sivrisinek saz, davul zurna az." misali...
Eskiden büyüklerimiz, bugün de bizler hep aynı nasihati verdik: "İyi insan olun."
"Doğru olun, dürüst olun, çalmayın, doğru söyleyin, asla yalan söylemeyin; ne pahasına olursa olsun..."
Hiç kimse çıkıp da "Kötü olun.", "Hırsızlık yapın.", "Yalan söyleyin.", "İyi rol yapın.", "İyi kandırın.", "İyi maske takın." demedi. Çünkü iyilik bir karakter meselesiydi; oyun ise sahnenin işiydi.
Bugün ise teknoloji çağında sahne ile hayat birbirine karıştı. Güzel rol yapanlar alkışlanıyor, dürüst olanlar ise çoğu zaman saf yerine konuyor. Sosyal medyada birkaç süslü cümle kuran kendini bilge ilan ediyor; gerçek bilgeler ise arka planda sönük kalıyor. Üç video izleyen uzman, iki kitap karıştıran âlim, birkaç takipçi kazanan kanaat önderi kesiliyor. Gerçekten çalışanlar dışlanıyor, işini hakkıyla yapanlar enayi görülüyor. Şarlatanlık adeta yeni bir meslek hâline geldi.
En acısı da her türlü yakınmamıza rağmen, bizler bilgiye değil gösteriye; hakikate değil reklama; emeğe değil ambalaja değer vermeye başladık. Sesi yüksek çıkanın sözünü doğru saydık, sessiz olanı ise pısırık ilan ettik. Oysa gürültü hiçbir zaman hakikatin ölçüsü olmamıştır. Ne yazık ki biz onu öyle kabul ettik.
Şarlatanların ortak özelliği, insanların umutlarını sömürmeleridir. Kimi dinî duyguları kullanır, kimi sağlık üzerinden korku satar, kimi yatırım vaadiyle hayalleri çalar, kimi de kişisel gelişim adı altında boş umutlar pazarlayarak ceplerini doldurur. Ortak noktaları ise aynıdır: Emek vermeden para kazanmak ve insanların güvenini istismar etmek. Sonra da dürüst insanları arar olduk; bunu da yine onlar sayesinde yaşadık.
Oysa gerçek bilgi tevazu ister. Gerçek ilim "Ben oldum." demez. Gerçek ehliyet bağırmaz; yaptığı işle konuşur. Boş teneke çok ses çıkarır, dolu olan ise vakarını korur. Cahil konuşur da konuşur; âlim ise gerektiğinde susmasını bilir.
Toplum olarak bir yanlışı da görmek zorundayız. İyi niyetli olmak başka, saf olmak başkadır. İyiliği saflıkla karıştırmak, saflığı da iyilik sanmak en büyük yanlışlarımızdan biridir. Merhamet etmek başka, kandırılmaya razı olmak başkadır. Her gülen yüze, her süslü söze, her parlak reklama teslim olmak zorunda değiliz.
Çocuklarımıza sadece iyi olmayı değil, doğru ile yanlışı ayırt etmeyi de öğretmeliyiz. Çünkü kötülük çoğu zaman çirkin görünmez; bazen en güzel sözlerin, en şık kıyafetlerin ve en etkileyici cümlelerin arkasına saklanır.
Roller biter. Alkışlar diner. Maskeler er ya da geç bir gün düşer. Geriye ise yalnızca insanın gerçek yüzü ve vicdanının sesi kalır. İşte o gün, şarlatanların değil; samimiyetini koruyanların kazandığı gün olacaktır.
Unutmayalım...
Bize iyi olun dediler; iyi oynayın demediler.
BİZE İYİ OLUN DEDİLER, İYİ OYNAYIN DEMEDİLER
Nihat Haluk Uğraş
Yorumlar