Gazetede haberlere göz gezdirirken diplerde bir haber başlığı dikkatimi çekti.
“Bir insanın yataktan düşerek ölme olasılığının milyarda bir.”
Hemen dikkat çekici olan haberin içeriğini okumaya başladım ve sonunda kendi kendime niye okudum diye de kızdım bu habere harcadığım zamanı daha önemli işlere kullana bilirim diye. Ama sonra düşündüm bu yazı bir araştırma sonucunda ortaya konduğuna göre mutlaka bir faydası vardır ki yapılmış. Üstelik bu sonuca ulaşmak için bir deney yapıldığı da ekleniyor.
İlk bakışta insanın aklına şu soru geliyor: “Gerçekten bu bilgiye çok mu ihtiyaç vardı?” Daha doğrusu, insanlığın yüzlerce derdi, binlerce karmaşası varken böyle bir araştırma kime, neye hizmet eder?
Sonra bir eğitimci olarak kendimi eleştirerek dedim ki mutlaka bir sebebi vardır ki araştırmışlar. Aldığım matematik eğitimi içerisinde gördüğüm istatistik derslerine ayıp etmiş olduğumu hatırladım. Ama meseleye biraz yakından bakınca, bu tür “gereksiz” görünen bilimsel çalışmaların aslında daha büyük bir fotoğrafın küçük parçaları olduğunu fark ediyoruz.
Bilim dediğimiz çoğu zaman büyük atılımlarla değil, küçük ve sabırlı adımlarla ilerler. Bugün önemsiz gibi görünen bir veri, yarın bir güvenlik standardının, bir tasarım değişikliğinin ya da bir hayat kurtaran önlemin temelini oluşturabilir. Belki de bu istatistik, evde, hastanelerde, otellerde, yaşlı bakımında ve benzeri yatak güvenliği, sistemleri ya da ev içi kazalara karşı alınacak tedbirler için bir referans noktasıdır.
Sayılar bizim gibi insanlara her şeyi anlatmaz diye düşüne biliriz ama işi sayı olan insanlar için çok şeyler ifade eder. Bizim sayı olarak gördüğümüzü onlar bir insanın canını korumak olarak görür.
“Milyarda bir” dediğimiz ifade, aslında bir insanın hayatıdır. O yataktan düşüş, bir istatistik olmaktan çıkar, bir ailenin yıkımı olur. Evet, bu yıkım bizde olmadığı için önem arz etmez ama o ailede varın siz düşünün. İnsan bazen sayılara odaklanır ya da odaklanmaz, hayatın insani tarafını arka plana atabilir. İşte bu yüzden, veriyi üretirken de yorumlarken de insanı merkeze koymak gerekir. Gereken başka bir şey de bilgi üretmek ile anlam üretmek arasındaki fark.
Belirsizlikle yaşamak istemiyoruz. Oysa hayatın kendisi zaten belirsiz değil mi. Ölçmek ya da her şeyi sayılarla ifade edebilmek. Bu örnekte bize modern dünyanın başka bir hastalığını da kanıtlıyor. Her şeyi ölçme, sayma ve kesinliğe kavuşturma takıntısı.
Her riski hesaplamaya çalışmak, bizi daha güvende hissettirse de aslında kontrol boşluğu yaratır. Çünkü hayat, hesapların dışında kalan detaylarda saklıdır.
Sonuç olarak, yataktan düşerek ölme ihtimalini bilmek belki doğrudan hayatımızı değiştirmez. Ama bu tür çalışmaların varlığı, insanlığın merak duygusunun ve anlama çabasının bir göstergesidir. Asıl mesele, bu bilgiyi nasıl kullandığımızdır. Eğer sadece bilmekle yetiniyorsak, evet, bu araştırmalar gereksizdir. Ama eğer bu bilgilerle daha güvenli, daha bilinçli ve daha dikkatli bir hayat kurabiliyorsak, o zaman milyarda bir bile olsa bir anlam taşır. Küçücük olarak baktığımız oran başımıza geldiğinde felaketimiz olabilir.
Çünkü bazen en küçük ihtimal, en büyük ihmallerin aynasıdır.
BİLİM VE İSTATİSTİK
Nihat Haluk Uğraş
Yorumlar
Trend Haberler
Alaca'nın 11 köyüne 55 adet svat dağıtıldı
Mezun olduğu okulda öğrencilerle buluştu
Büyükhıka Köyü'nde yapımı tamamlanan yemekhane törenle açıldı
Ödülünü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın elinden aldı
Alaca'da otomobil takla attı: 4 yaralı
Şaziye Emiroğlu son yolculuğuna uğurlandı