Türküler bizim özümüz, bizim hikâyemizdir. Türkü denildiğinde insanda birçok hissi uyandıran kelimelerin, gerçek bir dostluğu vardır. O mısralarda kimisi kendisini, kimisi yavuklusunu, kimisi ailesini, kimisi de vatanını bulur. Kısacası, ne bulmak istersen onu bulursun; ama bulduğun, içini sızlatacak kadar derindir.
(Dursun Ali Akınet)
Bazı türküler vardır; dinlediğinizde sadece kulaklarınıza değil, doğrudan kalbinizin orta yerine oturur. “Yolun sonu görünüyor” işte tam da böyle bir türkü. Bir ezgiden ibaret değildir; bir annenin yalan dünyaya son bakışı ve son sözleri, bir oğlun yarım kalan cümlesi, insanın fani dünyayla yüzleştiği o en çıplak andır.
(Dursun Ali Akınet)
Musa Eroğlu’ndan bugün bu türküyü dinlerken, sazın teline değen her parmak darbesi sanki ömrün biraz daha eksildiğini bize hatırlatır. Musa Eroğlu’nun yorumu, eseri zamanın dışına taşımış; Kubat’tan Cem Adrian’a, Ahmet Aslan’dan İbrahim Tatlıses’e uzanan geniş bir yorum zinciriyle türkü, nesiller arasında dolaşmıştır. Ancak burada durup bir nefes almak gerekir. Çünkü türkülerin sahibi sesler değil, hikâyelerdir.
“Yolun sonu görünüyor”un hikâyesi, Ordu’nun Fatsa ilçesinden Ankara’ya uzanan bir yolculukta başlar. Dursun Ali Akınet, memleketinde şoförlük yapan, sade ve yardımsever Anadolu insanlarından biridir.
85 yaşına kadar hastane yüzü görmemiş annesi Zekiye Hanım hastalanınca birlikte Hacettepe Hastanesi’ne gelirler. Annesinin hastaneye yatırılmasından sonra doktorun verdiği birçok tahlil sonucunu almak üzere, tam odadan çıkarken annesinin söylediği “Gerek yok oğlum… Yolun sonu görünüyor.” cümlesi; bir annenin oğluna son sözü, hem bir veda hem de bir teslimiyettir. Dolayısıyla oğlunun içine oturmuştur. Bu söz, kaderin en sessiz ama en kesin hükmüdür.
Dursun Ali Akınet bu olayı kendi ağzıyla şöyle anlatmaktadır:
“85 yaşına kadar hiç doktora gitmemişti annem. Bir gün rahatsızlanınca hastaneye kaldırdık onu. Hastaneden Ankara’ya, Hacettepe’ye havale ettiler bizi. Hacettepe’ye gittik, doktor bir dizi tahlil istedi. Yaptırdık hepsini. Ertesi gün beş gibi çıkacaktı tahliller. Ertesi gün tahlilleri almak için odadan çıkmak üzereydim. ‘Nereye gidiyorsun?’ dedi annem. Tahlilleri almaya gidiyorum deyince, elimi tuttu ve ‘Yolun sonu görünüyor. Hiç gerek yok.’ dedi. ‘Olur mu anne, iyisin.’ deyip çıktım odadan. Tahlilleri alıp odaya döndüğümde son nefesini vermişti. Annemin hayattayken söylediği son söz olan ‘Yolun Sonu Görünüyor’un sözlerini, onu Ankara’dan Fatsa’ya getirene kadar cenaze arabasında yazdım.”
Dursun Ali Akınet bu söz üzerine odadan çıkıp sonuçları alır; odaya döndüğünde annesi çoktan bu dünyadan göçmüştür.
İşte türkü, tam da bu anın içinden doğar.
Ankara’dan Fatsa’ya uzanan yol, artık tersine dönmüş sadece bir cenaze yolculuğu değildir; insanın kendi faniliğiyle yüzleştiği duygusal bir yürüyüştür.
Dursun Ali Akınet, hastanede annesinin yanında refakatçi kaldıkça yapılan sohbetlerde, onun söylediği “Dünya bir şey değilmiş, sadece bir nefesmiş.” sözünü hep hatırlar.
Aşağıdaki dizelerde ne isyan vardır ne de korku.
Sadece kabulleniş…
Feleğin çemberinden geçmenin, ömrün bir nefes kadar kısa oluşunun, Azrail’in ne ağa ne efendi tanımadan gelişinin sade ama sarsıcı anlatımıdır.
Türkünün belki de en ağır cümlesi şudur:
“Bu dünyanın direği yok,
Merhameti, yüreği yok…”
Burada anlatılan yalnızca ölüm değil, hayatın kendisidir. Gücün, makamın, paranın ne kadar geçici olduğunu; insanın eninde sonunda aynı kapıda duracağını hatırlatır. Onun için türkü bu kadar tanıdıktır. Çünkü her dinleyenin içinde, kendi yolunun sonuna dair bir kapı vardır ve sonuçta her yüreğe bir ürperti bırakır.
(Musa Eroğlu)
Zamanla bu türküyü Musa Eroğlu meşhur ettiğinden midir bilinmez, sözlerin Musa Eroğlu’nun annesinin ardından yazıldığı sıkça söylenir. Oysa gerçek sözler Dursun Ali Akınet’e aittir. Musa Eroğlu bu acıyı sazıyla dillendirmiştir; ama türkünün kalbi, bir annenin son sözlerinden doğmuştur.
“Yolun sonu görünüyor”, bir ağıt olduğu kadar aynı zamanda bir uyarıdır; insana sevmeyi, affetmeyi, merhameti için geç kalmamayı tembihler. Bir annenin dudaklarından dökülen son cümle bize şunu fısıldar: Yol uzun sanılır ama kısadır; dünya büyük görünür ama geçicidir.
(Musa Eroğlu)
Ve belki de bu yüzden bu türkü ve türküler susmaz. Çünkü hepimizin yolunda, bir gün o son viraj mutlaka görünecektir. O gün geldiğinde kimimiz bir annenin sesiyle, kimimiz bir türkünün nağmesiyle hatırlayacağız bunu.
Türkünün sözleriyle bitirelim.
YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR
Bana ne yazdan, bahardan
Bana ne borandan, kardan
Aşağıdan, yukarıdan
Yolun sonu görünüyor
Geçtim dünya üzerinden
Ömür bir nefes derinden
Bak feleğin çemberinden
Yolun sonu görünüyor
Azrail’in gelir kendi
Ne ağa der ne efendi
Sayılı günler tükendi
Yolun sonu görünüyor
Bu dünyanın direği yok
Merhameti yüreği yok
Kılavuzun gereği yok
Yolun sonu görünüyor
(Dursun Ali Akınet – Fatsa / Ordu)
KAYNAK: 1)https://www.gunes.com/video/yolun-sonu-gorunuyor-turkusu-kime-yazildi-1206913
2)https://www.kapadokyahaber.com.tr/haber/8194383/yolun-sonu-gorunuyor-turkusunun-yurek-burkan-hikayesi
3)https://www.malumatfurus.org/yolun-sonu-gorunuyor-turkusunun-hikayesi/





