Bir padişah, bir gün bütün yurda haber salar:
“En ilginç gösteriyi yapana bir kese altınla ödüllendireceğim.”

Ahali sarayın önüne toplanır. Günlerce süren bir kalabalık… Herkes sırayla çıkar, marifetini sergiler. Kimi hünerli, kimi gürültülü, kimi iddialı… Ama padişahın gönlü bir türlü dolmaz. “Olmadı,” der, gönderir.

Derken bir gün, sessiz ama kendinden emin bir adam çıkar ortaya:
“Padişahım,” der, “benim gösterim farklıdır. Beğenmezseniz kellemi alın; beğenirseniz bir kese altını verin, çekip gideyim.”

Merak, en güçlü kapıdır. Padişah da o kapıyı aralar:
“Göster bakalım.”

Adam cebinden küçücük bir iğne çıkarır, yere diker. Elli adım geri gider. Sonra bir ip çıkarır. Uzaktan iğnenin deliğine odaklanır. Herkes nefesini tutmuştur. Ve o an… ip havada süzülür ve iğnenin deliğinden geçer.

Bir anlık sessizlik, ardından alkış…
Padişah etkilenir:
“Güzel,” der. “Kelleni kurtardın. Bu da sana bin altın.”

Ama ardından ekler:
“Bir de yüz sopa vurulacak.”

Adam şaşkın:
“Padişahım, bu nasıl olur?”

Cevap kısa ama ağırdır:
“Böyle bir hüneri, kendine ve millete faydalı bir işe çevirseydin, ne sopa olurdu ne de israf…”

Hikâye burada biter ama asıl soru burada başlar.

Bugün biz de o adam gibi değil miyiz biraz?
Saatlerimizi, günlerimizi, hatta yıllarımızı; hayranlık uyandıran ama hiçbir işe yaramayan “gösterilerle” harcamıyor muyuz?

Bir tuşla binlerce kişiye ulaşabildiğimiz bir çağdayız.
Ama çoğu zaman ne söylediğimizin, ne ürettiğimizin, kime fayda sağladığının hesabını yapmıyoruz.
Gösteri var, dikkat var, beğeni var, alkış var…
Ama fayda?
O, çoğu zaman yok.

Oysa mesele iğneyi tutturmak değil.
Mesele, o iğneyle neyi dikebildiğin.

Bir toplum, hünerini faydaya dönüştürebildiği kadar yükselir.
Aksi hâlde en parlak yetenekler bile sadece bir anlık alkışa sıkışır.
Sonra unutulur.
Bir daha hatırlanmamak üzere.
Hatta bazen, o yeteneğin sahibine bile yük olur.

Padişahın yüz sopa emri aslında bir ceza değil; bir hatırlatmadır:
“Yapabiliyorsan, işe yarar olanı yap.”

Bugün herkes bir şeyleri çok iyi yapıyor olabilir.
Ama asıl soru şu:
Yaptığımız şey, bir başkasının hayatına dokunuyor mu?

Çünkü günün sonunda, ne kadar ustaca attığımız değil; attığımızın nereye değdiği önemlidir.

Ve bazen, iğnenin deliğinden geçen bir ip…
Bir toplumu ileri götürmez.