ZAMAN HERKESİ SİLER

Bir zamanlar…
Bir zamanlar çok konuşanlar vardı. Her cümlesi yankılanırdı sokaklarda, kahvehanelerde, salonlarda. Susmak neydi bilmezdi; konuşur da konuşur… Kimse susturamazdı onları, çünkü kelimelerinin her biri birer mühür gibiydi.
Ama şimdi… Evet, şimdi…
Ne o cümleler kaldı ne cümlelerin yankıları.
Adlarını, namlarını hatırlayan bile yok.
Bir zamanlar…
Zaman siler.
Eskiden, bir masanın başında toplanan kalabalıkların ortasında otururdu bazı kimseler. En çok onun gülüşü, konuşması, ağlaması, sohbeti dikkat çekerdi. Herkes onun sofrasına oturmak, onunla aynı kareye girmek ve anlattıkça dinlemek isterdi.
Ama şimdi… Evet, şimdi…
O masa tarumar olmuş, dağılmış; sandalyeler toz içinde, her bir minder… Ve o gülüş…
Onlar belki bir eski fotoğrafın en kenar köşesinde sıkışmış ve solmuş kalmış.
Zaman siler.
Bir zamanlar aşkı anlatanlar vardı. Öyle bir anlatırlardı ki, gökyüzü bile kıskanırdı. Şiir yazanlar, mektup bekleyenler, köprü altlarında sabahlayanlar…
Sevgiliden gelecek küçük bir selamı almak için saatlerce pencerede beklenirdi.
Şimdi herkes ekran başında. Cümleler kısa, duygular yüzeysel…
Yazmak için yazılmış sanki.
O derinlik, o incelik nerede?
Çoktan unutulmuş. Akla bile gelmiyor.
Zaman siler.
Büyüyen çocuklarıyla her ne olursa olsun gurur duyan babalar, dizinin dibinden ayrılmayan çocuklarını seven anneler…
Gün gelir, çocuklar büyür; uçar giderler.
Uzaklara savrulur her biri, yaprak misali.
Evde yankılanan tek şey, kulakları dolduran uğultular…
Bir zamanlar onlara okunan ninnilerin sessizliğidir artık.
O çocukluk sesi, onlar gittikçe gider…
Rüzgârda savrulur, kaybolur, gider.
Zaman siler.
İyi insanlar da gider; kötülerin gittiği gibi.
Onları hatırlayan birkaç gönül dostu kalır belki.
Ama zaman, gönül dostlarını da gittikçe kendine benzetir.
Anılar buhar olur, puf diye.
Bir mezar taşı kalır geriye sadece,
Bir de ziyaret edilmeyi unutulan bayram sabahları.
Zaman siler.
Ama belki de zaman yalnızca unutmaz…
Aynı zamanda, gidenler çoğaldıkça zaman;
Mekân, her şeyi arıtır.
Gerçekten kalması gerekenleri bırakır geriye.
Bir bakış, bir gülüş, bir kelime, bir iyilik…
İşte onlar kalır.
Geri kalan her şey – şöhret, ün, mal –
Rüzgârla savrulur gider.
Zaman, her şeyin, hepimizin aynasıdır.
Bakmaya çekinsek de…
Ama aynaya ne kadar baksak da,
Yüzümüz değişir.
Sadece yüzümüz mü?
Yerimiz, sesimiz, değerimiz…
Hepsi değişir, biz istemesek de.
Hepsini siler zaman,
Yavaş yavaş.
Ve geriye sadece, içten söylenmiş bir “…” kalır belki.
O da silinmeden önce bir kalbe dokunabildiyse eğer…

Zaman Herkesi Siler
Bir takvim düşer duvardan, ağırlığınca.
Yaprakları sararmış, bir köşesi yırtık.
Bir isim silinir dilden, usulca tekrarlansa da.
Oysa ne çok anıydı, ne büyük ışıktı o isimler...
Bir kahkaha susar birden, aniden, kesercesine.
Yalnızlık yerleşir kalbin en iç yerine.
Bir sokak unutulur, haritada silinmeden yerinde.
Bir dost gömülür; ölmese de, ölmüşçesine derine.
Bir zamanlar övülen eller, söylenen sözler…
Şimdi titrek, yalnız, suskun ve öksüz kaldı.
Bir zamanlar yazılan hatıralar her satıra,
Şimdi tozlu bir defterde, masumca durgun.
Ama bir bakış kalır belki, kalbi derinden yakan…
Bir sevda sözü, yarım bir gülüş, küçücük bir tebessüm…
Zaman hepsini siler sonunda, sen istemezsen de…
Ama kalbe dokunan iz, kalırmış;
Sen göçsen de bu diyardan.