Noel Baba denildiğinde, çoğumuzun zihninde kırmızı-beyaz kıyafetli, tombul, neşeli; bacadan giren ve çocuklara hediye dağıtan bir masal kahramanı belirir. Oysa bu hikâye Kuzey Kutbu’nda değil; Anadolu’nun güneşli topraklarında, bugünkü Antalya’nın Demre ilçesinde başlar. Ve her şeyden önce bir masal değil, bir insan hikâyesidir.
Milattan sonra 3. yüzyılın sonlarında, Antik Likya’nın önemli liman kentlerinden Patara’da doğan Nikola, varlıklı bir ailenin çocuğudur. Genç yaşta anne ve babasını kaybettiğinde elinde büyük bir miras kalır. Ancak Nikola’yı tarih sahnesine çıkaran şey bu servet değil, onunla kurduğu ahlaki ilişkidir. Sahip olduklarını yoksullarla paylaşır; üstelik bunu göstererek değil, gizleyerek yapar.
Rivayetlere göre, yoksulluk nedeniyle evlenemeyen üç kız kardeş vardır. Nikola, gecenin bir vaktinde kimseye görünmeden onların evine altın keseleri bırakır. Ne bir teşekkür bekler ne de adının bilinmesini ister. İşte “gizli iyilik”, “karşılıksız yardım” ve “gece yapılan bağış” fikri, Noel Baba mitinin ilk tuğlalarını burada oluşturur. Ortada ne kırmızı bir kıyafet vardır ne de uçan bir kızak… Sadece sessizce uzanan bir vicdan vardır.
Nikola, ilerleyen yıllarda Myra’ya (bugünkü Demre) gider ve piskopos olur. Roma İmparatoru Diocletian döneminde Hristiyanlara yönelik baskılar sırasında tutuklanır; Büyük Konstantin döneminde serbest bırakılır. 325 yılında İznik Konsili’ne katılır. Hayatı boyunca yoksulların, çocukların, denizcilerin ve yolcuların koruyucusu olarak anılır. 6 Aralık’ta vefat eder ve bu tarih, yüzyıllar boyunca onun adına anma günü olarak kabul edilir.
Ölümünden sonra Nikola’nın hikâyesi hızla yayılır. Orta Çağ Avrupa’sında ünü neredeyse tüm kıtayı sarar; adına binlerce kilise inşa edilir. Zamanla hikâye, coğrafyaya göre şekil değiştirir: Hollanda’da Sinterklaas olur, Almanya’da Nikolaus, Fransa’da Père Noël… Hollandalı göçmenlerle birlikte Amerika’ya taşınan bu figür, Sinterklaas’tan Santa Claus’a evrilir.
19.yüzyılda şiirler ve çizimlerle bugünkü tasvirin temelleri atılır; 20. yüzyılda ise reklamlar ve popüler kültür etkisiyle Noel Baba artık kırmızı-beyaz kıyafetli, tombul, neşeli; Kuzey Kutbu’nda yaşayan, bacadan giren ve çocuklara hediye dağıtan bir masal kahramanına dönüşür. İnanç merkezli bir şahsiyet, zamanla tüketim merkezli bir sembole evrilir.
Bugün Noel Baba, ne yalnızca Aziz Nikolaos’tur ne de sadece bir masal karakteri. O, küresel kültürün ortak figürlerinden biridir. Bir yanda çocuklara umut aşılayan, iyiliği ve paylaşmayı simgeleyen bir karakter; diğer yanda alışveriş vitrinlerinin, kampanyaların ve tüketim çılgınlığının başrol oyuncusu…
İşin ironik tarafı şudur: Hikâyesinin başladığı Anadolu’da Noel Baba, çoğu zaman yalnızca turistik bir figür olarak anılır. Oysa onun asıl mirası ne hediyedir ne de süslenmiş ağaçlar. Asıl miras, kimse görmeden yapılan iyiliklerdir.
Belki de Noel Baba’yı tartışırken sormamız gereken soru şudur:
“Onu reddetmek mi, yoksa hikâyesindeki iyiliği hatırlamak mı daha anlamlı?”
Çünkü mesele bacadan giren bir adam değildir.
Mesele, kalbe dokunan bir davranıştır.
Ve o davranış ne bir dine ne bir takvime aittir.
İnsan olmanın ortak mirasıdır.
Noel Baba’nın öncesi insandır,
zamanı efsanedir,
sonrası ise aynadır.
Bakan, kendini görür.
KAYNAK:1)https://tr.wikipedia.org/wiki/Noel_Baba
2)https://www.drozdogan.com/antalyali-noel-baba-yardimseverligin-sembolu-ve-hikayesi/
3)https://ccargtur.org/tr/noel-babanin-gercek-hikayesi-adi-nikolaydi-turkiyede-dogdu-ve-bir-piskopostu/
NOEL BABA: ÖNCE İNSAN, SONRA EFSANE, EN SON AYNA
Nihat Haluk Uğraş