HERKESİN GÖRÜNMEYEN BİR HİKÂYESİ VAR.

Bir gün dersteydim. Anlatıyorum, anlatıyorum… Ama bir öğrencinin hali dikkatimi çekiyor. Dalgın, kopuk, sanki orada değil. İçimden geçiyor: “Bu ne saygısızlık?”

Ders bitti. Herkes çıkarken o da yavaşça toparlandı. Merak ettim, göz göze geldik. Başını kaldırdı, bana baktı. O bakışta bir şey vardı ama o an anlayamadım.

Yanımdan geçerken sadece şunu söyledi:
“Zor bir haftaydı hocam.”

Başka hiçbir şey demedi.

Ama o tek cümle, aslında bir kapı araladı.

Durdu. Gözlerimin içine baktı. Ve bir anda kendini tutamadı… Ağlamaya başladı.

O an öğrendim gerçeği.

Annesi o hafta evi terk etmişti. Babası bu durumla baş edememiş, o da gitmişti. Ve o çocuk, engelli kardeşiyle birlikte evde tek başına kalmıştı.

Ben ise derste onun “ilgisizliğini” yargılamıştım.

O gün kendime şunu söyledim:

İnsanları davranışlarıyla değil, o davranışların arkasındaki sebeplerle anlamaya çalışmadıkça gerçekten insan olamıyoruz.

Çünkü herkesin görünmeyen bir hikâyesi var.
Herkes, dışarıdan bakıldığında anlaşılmayan bir yük taşıyor.

Birinin sessizliği saygısızlık olmayabilir.
Birinin dalgınlığı umursamazlık olmayabilir.
Birinin sertliği kötülük olmayabilir.

Bazen sadece… Zor bir haftadır.

O yüzden artık kendime bir ölçü koydum:
Karşımdaki kim olursa olsun, gösterdiği davranışın arkasında mutlaka kendine göre bir gerekçe vardır.

İşte o gerekçeyi anlamaya çalışmak…
Asıl insanlık sınavı budur.