Sanki yıllar önce yazılmış sözler, bugünün insanını anlatıyordu. O an bilgisayarın başına geçtim. Bir yandan Seden Gürel'in 1996 yılında seslendirdiği "Çalkala" şarkısını defalarca dinliyor, bir yandan da zihnimden geçenleri satırlara döküyordum.
"Çalkala hadi adamım,
Devrine, durumuna göre çalkala.
Hadi kitabına uyduralım,
Ele âleme karşı zevahiri topla..."
Ne kadar tanıdık geliyor değil mi?
Sanki bugünün fotoğrafı yıllar öncesinden çekilmiş. Yaşadığımız çağın en büyük marifeti, gerçeği değiştiremediğinde üzerini örtebilmek oldu. Kimi bunu süslü cümlelerle yaptı, kimi de "Herkes böyle yapıyor." diyerek vicdanını susturdu.
"Atı alan Üsküdar'ı geçti,
Etekleri tutuştu herkesin.
Düşen düştü, yoluna devam edildi,
Hesabı sorulmaz biten hevesin."
Gerçekten de öyle olmadı mı?
Birileri fırsatları katlayarak büyüdü, birileri ise sadece onları seyretmekle yetindi. Düşenin elinden tutmak yerine çoğu zaman bir tekme de biz vurduk; bazen de sessizce arkasından bakıp "Hak etti." demeyi tercih ettik. Nasıl kazanıldığı değil, kazanılıp kazanılmadığı konuşuldu.
Belki de toplum olarak en çok kaybettiğimiz şey, olayların özünü görebilme yeteneğimiz oldu. Görünüş, gerçeğin önüne geçti. İnsanlar artık iyi insan olmaktan çok, iyi görünmeye çalışıyor. Kolay olanı seçiyor, zor olanı erteliyoruz.
"Eski tas, eski hamam biraz,
Yüzümüzü güldürüyor bu avuntu.
Yarını düşünmek bize biraz yasak,
Bize düşen yalnız anı yaşamak."
Günü kurtarma telaşı, geleceği inşa etme sorumluluğunun önüne geçti. Emek ve sabır isteyen doğrular yerine kısa vadeli çıkarlar tercih edildi. Çünkü dürüstlük emek ister, adalet bedel ister; çıkar ise sadece fırsat kollar.
Hayatın içinde yürürken gözlerimiz açık ama gönüllerimiz kapalı hâle geldi. Birbirimize kimi zaman hırslarımızla, kimi zaman öfkemizle, kimi zaman da dinlemeyi unuttuğumuz için çarptık.
"Sarkıntılık edenler oldu yolumuza,
Ufak tefek kazalar çıktı şansa.
Birbirimize düştük zaman zaman,
Aldırmadık geçen güzel zamana."
Oysa yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda kaybettiğimizin makamlar değil, kırdığımız insanlar olduğunu anlayacağız. Ne var ki o gün geldiğinde pişmanlığın faydası olmayacak. Çünkü zaman geri akmıyor.
Bugün doğrular bile makamın, çıkarın, menfaatin ve alkışın gölgesinde şekilleniyor.
"Doğru eğrildi menfaat uğruna,
Eğri doğruldu makam hatırına.
Vicdan sustu alkış seslerine,
Hakikat kaldı tenha köşesine."
Hakikat aslında hiçbir yere gitmedi. Hâlâ olduğu yerde duruyor. Fakat onu arayanların sayısı her geçen gün azalıyor. Gürültü arttıkça doğruların sesi daha da kısılıyor. Belki de çağımızın en büyük trajedisi budur.
Bir başka hastalığımız da maskeler...
Her sabah evden çıkarken görünmez maskelerimizi takıyor, günün şartlarına göre farklı kişiliklere bürünüyoruz.
"Maskeler değişti, yüzler aynı.
Sözler parlak, niyetler bayat.
Kim daha çok bağırırsa haklı,
Sessiz kaldı dürüst olan hayat."
Artık yüksek sesle konuşanlar haklı kabul ediliyor. Oysa hakikat bağırmaz. Sessizce bekler; zamanı geldiğinde kendisini zaten ortaya koyar.
İşte bu yüzden bazıları suyu sürekli bulandırmayı tercih ediyor.
"Çalkala hadi adamım, çalkala,
Bulandır suyu, görünmesin dip.
Berraklık rahatsız eder bazılarını,
Çamurda kaybolur gerçek, garip."
Çünkü su berrak olduğunda dipte ne varsa herkes görür. Hesap vermekten korkanlar önce suyu bulandırır, ardından zihinleri...
Ama hayatın değişmeyen bir kanunu vardır.
"Ama unutma ey zamana güvenen;
Her devrin bir hesabı vardır.
Zevahir kurtarsa da insanı,
Vicdanın mahkemesi ağırdır."
İnsan hukuktan kaçabilir, kalabalıkları ikna edebilir, alkış toplayabilir, makam sahibi olabilir. Ama kendi vicdanının mahkemesinden kaçamaz.
Ve gün gelir...
"Gün gelir alkışlar diner,
Makam iner, saltanat biter.
Geriye bir tek isim kalır;
Ya hayırla anılır, ya da ibret."
İşte bütün mesele de burada başlıyor.
İnsan geride ne bırakıyor? Servet mi? Makam mı? Yoksa gönüllerde yaşayacak güzel bir isim mi?
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey daha fazla çalkalamak değil, biraz durulmayı öğrenmektir.
"Çalkalamak kolaydır dünyayı;
Asıl maharet,
Bulandırmadan duru kalabilmektir."
Çünkü günü kurtaran çoktur.
Vicdanını koruyabilen ise her devirde azdır.
Ve unutmayalım...
Hayatı sürekli çalkalayarak ayakta kalacağını düşünenler olabilir. Fakat su, er ya da geç mutlaka durulur. O gün geldiğinde dipte ne varsa herkes tarafından görülecektir.
Çünkü çalkalanan sadece su değildir...
Vicdanlar da çalkalanır.
Ve en zor durulan şey, kirlenmiş bir vicdandır.